Nikola Tesla’nın Etrafını Saran Yalanlar, Mitler ve Gerçekler: Tesla’nın Gerçek »Bilim İnsanı» Tarafı, Başarıları ve Başarısızlıkları


780647xO benim Tesla’m!
Giriş
Nikola Tesla bir dahiydi. Nikola Tesla sıradışı bir insandı. Nikola Tesla günümüze önemli katkılarda bulunmuş, önemli bir bilim insanı, mucit ve isimdir. Nikola Tesla’nın hakkı yenmiştir.

Tüm bunların aksini bilimsel ve güvenli bir şekilde iddia etmek neredeyse imkansızdır. Tesla, iyi bir bilim insanı olduğu kadar, berbat bir «pazarlamacı» (iş adamı) idi… Bu onu daha düşük bir kişilik yapmaz; ancak bazı hatalarının da temelinde, bu konudaki yetersizlikleri yatmaktadır (bunlara yazımızda da yer vereceğiz). Ürünlerinin çok azını koruyabildi; birçoğunun patentlerini ya kaptırdı, ya hiç alamadı, ya da aldıysa da devamını getiremedi. Özellikle birçok başarılı kapitalist gibi bir «emek hırsızı» olan iş adamı, büyük mucit, girişimci Thomas Edison için çalıştığı dönemde, patentlerinin bir kısmını Edison’a kaptırdı. Hoş, bu yeni bir şey değil, ilk defa Tesla’nın başına gelen bir şey de değil ve ne yazık ki son da olmayacak…
Özellikle de «insanlara bedava elektrik vermek» şeklinde pazarlanan (ve kendisinin de bunun yapılabileceğine inandığı) çalışmaları, gerek bilimsel olarak geçersiz olduğu için çalışmadı, gerekse de bu fikirlerini bir «iş» olarak pazarlayamadığı için maddi destek görmedi ve hayata geçirilmedi. Hayata geçirilen fikirlerinin bazıları büyük bir fiyaskoydu; çünkü birçokları için sürpriz olacak ama… Nikola Tesla bir insandı! Hatalar yaptı, yanlış iddialarda bulundu ve hatta kimi zaman entelektüel bütünlüğünü yitirerek gerçeklerin, bilimin ve mantığın ötesine geçti! Bu da, sadece Tesla’nın başına gelmiş bir durum değildir. Bilim tarihinde kimi zaman, Alfred Rusell Wallace gibi çok kıymetli ve büyük bilim insanlarının bilimin sınırlarından çıkarak spiritüalizme, uçuk kaçık ve gerçek olmadığı kolaylıkla anlaşılabilecek olan iddialara saptıklarını görürüz. Tesla da bu hataya sıklıkla düşmüştü.
Bu yazımızda, Tesla’ya bugüne kadar atfedilen birçok hatalı bilgiye, unvana, üne ve başarıya yer vereceğiz. Bu «mitleştirilmiş» iddialardan bazıları öylesine güçlüdür ki, tamamen hatalı olmasına rağmen sayısız Tesla fanatiği bu iddiaları «doğru» olarak içselleştirmiştir. Tesla’yla ilgili en büyük sorun, hakkında ileri sürülen her iddianın fanatikleri tarafından gerçekmişçesine kabullenilmesi ve daha da abartılarak yayılmasıdır. Tesla’nın ileri sürdüğü bazı iddialar öylesine absürttür ki, günümüzde bir fizikçiyi kolaylıkla işinden ve tüm kariyerinden edebilir. Ancak o zamanlarda birçok bilim ve teknoloji ürünü zaten «sihir» gibi gözüktüğü için, Tesla gibi dahi (ve tuhaf) kişilerin uçuk iddiaları «olası» gözükmekteydi. Zira «sağduyu» denen şey o zamanlarda bugünkünden dikkate değer miktarda farklıydı. Örneğin radyonun mucidi Guglielmo Marconi daha radyo sinyalleri üzerinde çalışırken Tesla, çoktan radyo iletimini başardığını iddia etti. Peki kiminle iletişim kurmuştu? Tesla’nın kendi iddiasına göre, Mars’taki uzaylılarla! Daha da ileri gitti: Elindeki teknolojiler sayesinde Mars’tan çok daha uzak gezegenlerle bile «anlık iletişim» kurabileceğini ileri sürdü! Bugün biliyoruz ki Evren’in hız sınırı olan ışık hızında yayılan dalgalarla iletişim kursak bile Mars ile ortalamada 12.5 dakikada 1 defa iletişim kurabiliriz. Ve yine bugün biliyoruz ki… Mars’ta uzaylılar yaşamamaktadır. Bugün tipik bir bilim insanı dünya dışı yaşamla ilgili herhangi bir argüman bile üretmeden önce onlarca yıl boyunca yemeden içmeden deney, analiz ve inceleme yaparken, Tesla’nın elinde çalışan bir radyo bile yokken ve o zamana kadarki hayatında radyo dalgalarıyla ilgili tek bir deneye imza atmamışken Marslılarla iletişime geçtiğini söylemesi, belki koyu Tesla fanatiklerinde değil ama bilimden gerçekten anlayan, sorgulayıcı, şüpheci insanlarda bazı uyarı lambalarının yanmasına neden olacaktır; olmalıdır.
Peki neden böyle bir şeyi yapıyoruz? Neden Tesla’yla ilgili böyle bir yazıyı kaleme almaya karar verdik? İlk olarak, Tesla bir rock yıldızı değildir; bilimseverler ve diğer bilim insanları da genç hayranlar değildir. Tesla’nın şu anda sahip olduğu fanatikler gerçekten, kelimenin tam anlamıyla «çok saçma»dır. Tüm bunların önünün alınması gerekmektedir. İkincisi, bilim tarihiyle ilgili kayıtların düzeltilmesi ve doğruların söylenmesi önemlidir. Biz de kimilerinin «sol eğilimli» bulacağı duyguları (emeğin üstünlüğü, ezilenlerin hakları, vs.) daha yoğun içerisinde barındıran insanlar olarak, Tesla’nın saygınlığı ve insanlık için yapmaya çalıştıkları bizler için çok kıymetlidir. Lakin bizler için gerçekler ve bilimle ilgili dürüstlük, bir kişi veya kuruma duyduğumuz hayranlıktan çok önce gelir. Üçüncüsü, Tesla ile ilgili olarak popüler kültürün mitleştirdiği abartılı iddialar, açıkçası bir bilim organizasyonu olarak bizi rahatsız etmektedir. Sonuncusu ve hepsinden önemlisi, Tesla’ya atfedilen bazı başarılar, hatalı oldukları ve Tesla’ya ait olmadıkları için birçok diğer bilim insanının emeğini çalmaktadır. Tesla’yı yücelteceğiz diye bazı teknolojilerin gerçek mucitlerini hiçe saymak bizim için kabul edilemez bir saygısızlıktır. Bu nedenlerle, her şey bir yana sadece dürüstlük adına, «Tesla etrafını saran abartılı balonun patlatılmasının» önemli olduğu kanaatindeyiz.
Net bir şekilde belirtmek isteriz ki, bu makalemizin amacı hiçbir şekilde Tesla’yı «itibarsızlaştırmak» değildir. Bu yönde gelecek eleştirileri şimdiden reddediyoruz. Zira Nikola Tesla gibi bir bilim insanını itibarsızlaştırmak bizim gücümüzün yeteceği bir şey değildir. Buna karşılık, Tesla etrafında dönen yalanları yok etmek, kolaylıkla yapabileceğimiz bir şeydir ve görev tanımımız içerisinde yer almaktadır. Tesla’nın günümüze yaptığı gerçek katkılara yazı içerisinde de yer vereceğiz. Buradaki amaç, gerçek bir Tesla portresi çizebilmektir.
Tesla ile ilgili mitleri yok ettikten sonra geriye kalanlar zaten Tesla’nın önemini halen anlamamız için fazlasıyla yeterli olacaktır.
Tesla’nın fazladan şişirilmiş yalanlara ihtiyacı yoktur.
Umarız faydalı olur.
Mitler: Uydurmalar ve Yalanlar
Mit-1: Tesla, en fazla çeşit ve sayıda patente sahip olan bilim insanıdır. Gelmiş geçmiş en büyük mucittir.
Bilim insanlarının başarılarını ve emekleri patent sayılarına indirgemek doğru değildir. Lakin bir bilim insanının sahip olduğu patent sayısı, onun bilimsel ve teknolojik açıdan aktif olduğu zaman diliminde neler başarabildiğinin önemli bir ölçütüdür (ama tek ölçütü değildir).
Tesla’nın patent sayısı ile ilgili bol miktarda soru işareti mevcuttur. Ancak resmi kayıtlara göre, Tesla’nın bugüne kadar ABD topraklarında edindiği 111 ayrı patentine (patent ailesine) ulaşılmıştır. Toplamda 26 ülkenin arşivlerinden çıkarılmış en az 278 patenti bulunmaktadır. Kimilerine göre bu sayı 300’ü aşmaktadır. Bazı kaynaklar ise (ne yazık ki aşırı Tesla fanatiği olduğu için tarafsız bulamıyoruz bu kaynakları), Marconi ve Edison gibi insanlara kaptırdığı patentleri de, hiçbir resmiyeti olmamasına rağmen Tesla’nınkilere katarak ve bazı çifte patentleri (duplike patent) de sayılmaması gerektiği hale sayarak, patent sayısını 700’e kadar şişirmektedirler. Bunların bir kısmı yerinde olabilir belki; ama büyük bir kısmı hatalıdır. Dolayısıyla muhtemelen «110 civarı patent ailesi ve 300 civarı patent» demek en isabetlisi olacaktır.
Fakat burada amaç sayıları yarıştırmaktan ziyade, bu sayıların Tesla’yı en azından nitel olarak «gelmiş geçmiş en büyük mucit» yapmamaktadır; göstermeyece çalıştığımız budur. Nitel olarak, şahsi fikirlere sahip olabilirsiniz. Tesla’nın çalışmaları sizler için her nedense diğerlerinden daha kıymetli olabilir. Ama objektif bir düzlemde, nicel olarak, Tesla’yı «en büyük ve en üretken mucit» ilan edemezsiniz. Kaldı ki Tesla’ya atfedilen icatlar ve keşiflerin de ne kadar hatalı olduğuna, bir sonraki mitlerde tek tek değineceğiz.
Tesla, «Dünya’nın En Üretken Mucitleri» listesinde bulunmamaktadır. Bu liste, sahip olduğu patent ailesi sayısı 200’ün üzerinde olan insanları barındırmaktadır ve zaman zaman değişse de, ortalamada 120 ismi bünyesinde barındırır. Listenin en son sırasında 203 patent ailesi ve toplamda 382 patent ile Gerald McBrearty yer alırken, listenin en tepesinde insanlık tarihinin en üretken mucidi olan Kia Silverbrook bulunmaktadır. Silverbrook, bazılarının «ıvır zıvır» olarak niteleyerek kötülemeye çalıştığı patentler de dahil olmak üzere, aktif olarak icatlarda bulunduğu 1994-2015 yılları arasında 4728 adet patent ailesi (ABD patenti) ve 9843 adet patenti bulunmaktadır. Bu patentlerin hangi sahalarda olduğuna bakılacak olursa printer, dijital kağt, internet, elektronik, CGI, kimyasallar, DNA teknolojileri, çip üzerindeki laboratuvarlar, MEMS, VLSI gibi çağımızı şekillendiren anahtar teknolojiler karşımıza çıkmaktadır.
Sadece Silverbrook da değil. 2 numarada yer alan Japon mucit Shunpei Yamazaki aktif olduğu 1976-2015 yılları arasında ince filmli transistörler, sıvı kristal ekranlar, güneş panelleri, hafıza kartları, OLED teknolojisi gibi alanlarda 4281 patent ailesine ve toplamda 15068 patente sahiptir. 4. sırada yer alan ve 1211 patent ailesine ve toplamda 1271 patente sahip olan Amerikalı Lowell Wood, nükleer silahlar alanında yaptığı çalışmalarla bilinmektedir. Yine listede yer alan 1392 patente sahip olan Kanadalı Leonard Forbes yarıiletken hafıza teknolojisi, CCD’ler, ince film süreçleri ve malzemeleri, VLSI gibi alanlarda çalışmalar yürütmüştür. Listede yer alan diğer isimlerin makina ve otomasyon, optik kayıt, genetiği değiştirilmiş organizmalar, sinyal ve görüntü işleme, kablosuz iletişim ve bilgisayar ağları, otomobil güvenliği ve teknolojileri, fotoğrafçılık, polarize filmler, bilgisayar mimarisi ve teknolojileri, 3 boyutlu devreler, radyo kontrolü ve iletişimi, biyoteknoloji, ilaç iletimi, doku mühendisliği, bilgisayar programlama, elektrik, karbon nanotüpler, implantlar, güneş panelleri, entegre devreler, lazerler, video işleme, bataryalar, tıp cihazları gibi sayısız alanda patentleri bulunmaktadır. Bu insanlar, iddia edildiğinin aksine «boş insanlar» değil, hayatımıza yön veren teknolojileri mümkün kılan veya geliştiren isimlerdir.
Bu sayılara insanlardan çeşitli antitezler gelmektedir. Bunların başında, «2015 yılında icat yapmakla 1930’da yapmak arasında fark var.» iddiası gelmektedir. Ancak bu iddianın geçersizliği, en üretken mucitler listesinin en üst sıralarında yer alan Thomas Edison, George Albert Lyon, John O’Connor, Melvin De Groote, Francis Richards, Carleton Ellis gibi sayısız ismin hepsinin Tesla ile aynı dönemlerde yaşadığı gerçeğinden görülmektedir. Bu kişilerin yaptıkları icatlar arasında otomotiv sektörü, demiryolu sektörü, paslanmaz çelik, polyester üretimi, titreşimsiz benzin yakımı, vb. çok önemli icatlar bulunmaktadır.
Bu mite karşı olarak gelen argümanlardan birisi de «İcat var, icat var.» şeklinde bir karşı çıkıştır. Bunun da geçersizliği, icat ve keşiflerin objektif ve nitel bir şekilde kıyaslanmasının imkansız olmasından anlaşılabilir. İnsanlar şu veya bu teknolojiye daha büyük yakınlık ve bağlılık duyabilirler. Ancak alternatif akımın keşfinin uçabilen makinaların, dronların ya da bir bulaşık makinasının keşfinden daha önemli olduğunu iddia etmek, en azından objektif düzlemde kabul edilebilir değildir. Kaldı ki, bu teknolojilerde Tesla’nın rolü de tartışmalıdır.
Gelelim kendisine atfedilen bazı başarılara…
Mit-2: Tesla, çok fazlı alternatif akımın (polifazik AC) ve bununla çalışan jeneratörlerin mucididir. (Daha kısası: AC’yi icat eden Tesla’dır!)
Hayır, değildir. Aslına bakarsanız başarıyla çalışan ilk polifazik, el krankıyla çalışan AC jeneratörü Tesla’nın doğumundan 24 yıl önce, 1832’de Hippolyte Pixii tarafından üretilmiştir. Tesla’nın AC ile ilgili ilk çalışmaları başladığında, Avrupa’daki birçok mucit AC ile çalışan ürünler üretmekteydi. Evet, bu teknolojiler kısmen nadirdi ve yeni yeni kendine yer buluyordu; ancak şu çok nettir: Tesla AC jeneratörlerinin veya AC’nin kendisinin mucidi değildir.
Örneğin Tesla daha AC’ye elini sürmemişken Almanya çoktan 2 ayrı AC jeneratörünü başarıyla çalıştırmıştı. Ancak Tesla’nın başarısı, ABD’ye taşındıktan sonra geldi. Çünkü ABD henüz AC ile tanışmamıştı ve bu, Tesla’nın kendi ürettiği AC jeneratörlerini pazarlaması için iyi bir fırsattı. Ne yazık ki Tesla, New Yorklu girişimcileri AC konusunda ikna etmekte uzun süre pek başarılı olamadı. Bu nedenle Edison ile Tesla arasında AC ve DC (doğru akım) savaşları yaşandı. Sonunda ise kazanan Tesla oldu ve ABD’de de AC yayılmaya başladı (bu sırada Avrupa’da bu akım çoktan başlamıştı bile!). Bu konudaki detaylı bir makalemizi buradan okuyabilirsiniz.
Tesla’nın sorunu, bir sebeple iki fazlı jeneratöre saplanıp kalması olmuştu. 1887 yılında August Haselwander ve C.S. Bradley, tarihin ilk 3 fazlı AC jeneratörlerini üretti. Mikhail Dolivo-Dobrovsky ise 1888-1891 yılları arasında yaptığı çalışmalarla bu 3 fazlı jeneratörleri kullanarak elektrik üretimi ve dağıtımı yapmayı başardı. Bugün yapılan araştırmalar göstermektedir ki, Tesla’nın bir türlü kabullenmediği üç fazlı jeneratörler, kendisinin inatla üzerinde durduğu iki fazlı jeneratörlerden daha verimlidir.
Mit-3: Tesla, transformatörlerin (trafoların) mucididir.
Hayır, bu da yanlış. Tesla, yaygın kanının aksine ilk trafoları icat etmemiştir. Budapeşte’de aktiflik gösteren Ganz Firması, Tesla henüz daha mezun olmamışken, tarihin ilk trafolarını 1870’lerin sonunda çoktan üretmiştir. İlk trafonun mucitleri Károly Zipernowsky, Miksa Déri ve Ottó Bláthy’dir. Tesla, nihayet 1880 yılında telefonculuk ve ses iletimi konusunda ilk işine başladı ve burada AC’nin ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu fark etti. Macarların bu işi büyütme konusunda pek başarılı olamayacağını fark edince, kendisi bu alanda çalışmaya karar verdi. Bu iyi bir sahaydı, çünkü daha batılı ülkeler Macarlar’ın elindeki teknolojiyi en az 5 sene geriden takip ediyordu.
Kimi zaman bir yukarıdaki iddianın hatalı olduğunu gören Tesla fanatikleri, «Tamam, Tesla ilk trafoyu icat etmemiş olabilir ama günümüzde kullandığımız modern trafoların mucididir.»demektedirler. Bu da hatalıdır. Tesla, günümüzde halen kullanılmakta olan modern transformatörlerin de mucidi değildir. Bu trafoların mucidi 1885 yılında ilk modern trafoyu üreten William Stanley’dir. Ki Stanley’nin tasarımı da kendisinden önce gelen Gaulard ve Gibbs’in tasarımlarına dayanmaktadır. Yani bu sahada uzun süredir başarılı çalışmalar sürdürülmektedir. Örneğin Gaulard, 1884 yılında kendi trafosunu kullanarak Lanzo’dan Turin’e kadar güç aktarımı yapmayı başarmıştır. Dahası da var: Z.B.D. Transformatör Firması isimli Macar firması, verimsiz de olsa çalışan transformatörler üretmiştir. Stanley’i işlevsel ve verimli bir transformatör üretmeye iten, Z.B.D. Transformatör Firması’nın göreli olarak başarısız tasarımlarıdır.
Bu konudaki kaynaklarla ilgili bir sıkıntı, Tesla’nın bazı yazıtlarında «ilk çalışan ve büyük ölçekli transformatörü kafasında 1882 yılında hayal edip tasarladığı» yönündeki notlarıdır. Bu trafoların üretildiğine dair hiçbir somut kanıt bulunmamaktadır. Dolayısıyla tek yapabileceğimiz, Tesla’nın sözüne güvenmek ya da güvenmemektir. Öte yandan Tesla’nın ilk çalışan AC trafo üretiminden yıllar önce birçok farklı trafo tasarımının halihazırda çalışıyor olduğu IEEE, Smithsonian Enstitüsü, Berkshire Müzesi, Great Barrington Tarih Cemiyeti ve Tom Blalock gibi tarihçiler ve bilim, teknoloji ve tarih kurumları tarafından doğrulanmaktadır. Dolayısıyla kredi «fikri ürettiğini iddia edene» değil, «fikri hayata geçirene» gitmek zorundadır. Bu, William Stanley’dir. Tesla, Stanley’den daha sonra, 1885 yılında ilk somut ürününü hayata geçirmiştir.
Tesla, Stanley’in tek fazlı ve üç fazlı trafolarının aksine, çift fazlı AC trafoları üzerine yoğunlaşmıştır. Bu çalışmalarını tek başına değil, Westinghouse ve Oliver Shallenberger ile birlikte yürütmüştür.
Mit-4: Tesla, indüksiyon bobinini icat etmiştir.
Bu oldukça yaygın ve inanılmaz hatalı bir mittir. Ne olduğunu bilmeyenler için: İndüksiyon bobini, düşük voltajlı doğru akım (DC) kullanarak yüksek voltajlı alternatif akım (AC) üreten bir cihazdır. Bu cihazın kalbinde yatan «indüksiyon» olgusunu ilk keşfeden, gelmiş geçmiş en büyük fizikçilerden birisi olan Michael Faraday’dır. Ayrıca William Sturgeon da bu alandaki önemli çalışmalarıyla bilinir. İndüksiyon olgusunu kullanarak bir bobin üreten ilk isimse, çalışmalarına 1834 yılında başlayıp, 1836 yılında ürünü hayata geçiren Nicholas Callan’dır. Callan başarıyla çalışan ilk indüksiyon bobinini ürettiğinde, Tesla henüz doğmamıştı.
Mit-5: Tesla, hoparlörün de mucididir.
Tesla’nın ses iletimi üzerine çalıştığı yıllarda ilk hoparlörü icat ettiği iddia edilir. Tüm resmi kayıtlara göre hoparlörün mucitleri C.W. Rice ile Edward Kellogg’dur. İkili, ilk prototipi 1921 yılında üretmiş, patentlerini de 1925 yılında almışlardır. Kaldı ki Tesla, hoparlörün fikir babası da sayılamaz; çünkü ondan yıllar önce, Werner Von Siemens manyetik olarak kontrol edilen hoparlörler üzerine çalışmaktaydı.
Mit-6: Tesla, radarın mucididir.
Hayır, değildir. Tesla’nın 1917 yılında radarı icat ettiği iddia edilse de, radarı icat eden 1903 yılında Alman mucit Christian Hulsmeyer’dir; çünkü ilk olarak bir gemide radarı başarıyla kullanabilen isim odur. Kimi zamansa radarın mucidi olarak 1886-1888 yılları arasında alanda ilk atılımları sağlayan Alman fizikçi Heinrich Hertz bilinir. Ancak Hertz’ün çalışmaları daha ziyade laboratuvar ortamındadır ve radar makinalarının altında yatan temel fiziksel fenomenle ilgilidir. Dolayısıyla Hertz, radarın «fikir babası» olarak görülebilir. Onun haricinde, 1899 yılında Guglielmo Marconi radar üzerine çalışmalar yürütmüştür. Daha sonradan ilk başarılı lazer sistemleri üzerine çalışan isimler arasında Lee De Forest, Edwin Armstrong, Ernst Alexanderson, Guglielmo Marconi, Albert Hull, Edward Victor Appleton ve hatta 1934 yılında Alman uçaklarını tespit etmek için uğraşan Ruslar gelmektedir. Bu öylesine yaygın bir yanılgıdır ki, radar tarihi ile ilgili ders kitapları ve internet makalelerinde Tesla’nın adının bile geçmemesi, Tesla fanatiklerini şaşırtacaktır.
Mit-7: Tesla, florosan lambaların mucididir.
Bu da hatalı. Alexander E. Becquerel florosan kavramını ilk defa laboratuvarında çalışan isimdir ve araştırmalarını 1857 yılında yürütmüştür. Aslına bakarsanız ilk florasan lambanın kim tarafından üretildiği kesin değildir. Akademik kaynaklara göre olasılıklar arasında Thomas Edison, George Inman, Alman mucit Edmund Germer ve bazı diğer mucitler bulunmaktadır. Ancak çoğu zaman krediler George Inman’a gitmektedir; ancak muhtemelen Edmund Germer ikisinden de önce florasan lambayı başarıyla üretmeyi başarmıştır. Daniel McFarlan Moore ise, florasan lambaların atası olan Moore Lambaları’nın mucididir. Evet, Tesla florasan lambalarla uğraşmıştır; hatta neon lambalara önemli birçok katkı yapmıştır. Tıpkı Thomas Edison gibi… Lakin emin olduğumuz bir şey var: Tesla, florasan lambanın mucidi değildir. Tesla, var olan bir sistem üzerinde çalışmış ve onu geliştirmiştir.
77354897_teMit-8: Tesla, mikrodalga ileticilerin mucididir.
Hayır, değildir. Günümüzdeki mikrodalga fırını, mikrodalga üretim teknolojilerini ve hatta radarları mümkün kılan teknoloji olan magnetronların mucidi Albert W. Hull’dır. Tabii ki Hull da, kendisinden önce gelenlerin omuzları üzerinde yükselmiştir ve ondan sonra gelenler, onun başarılarını geliştirmiştir. Örneğin ilk başarılı mikrodalga radyo rölesi 1931 yılında Andre C. Clavier başkanlığındaki bir ekip tarafından çalıştırılmıştır. İlk başarılı mikrodalga güç iletimi 1964 yılında William C. Brown tarafından bir helikopterle gerçekleştirilmiştir. İlk başarılı mikrodalga fırını üreten isim ise Percy Spencer’dır. Bu alandaki bazı önemli isimler arasında Sir John Turton Randall, Harry Boot, Sir Henry Tizard gelmektedir. Tesla, mikrodalga ileticilerin mucidi veya fikir babası değildir. IEEE, mikrodalga iletişim teknolojilerinin babaları arasında Morse, Maxwell, Hertz ve Marconi’ye yer verirken, Tesla’nın adını bile anmamaktadır.
Mit-9: Tesla, Niagara Şelaleleri Hidrogüç Santrali’ni üreterek dünyanın ilk AC hidrosantralini inşa etmiştir.
Yanlış. Alternatif akımın mucidi olmayan Tesla, bunları kullanan santrallerin de mucidi değildir. Aslına bakarsanız Avrupa’da 1878-1885 yılları arasında AC santralleri dikkate değer bir miktarda bulunmaktaydı. Tesla’dan çok önce, 1885 yılında Westinghouse; Stanley, Oliver Shallenberger, Benjamin Lamme ve bazı diğer isimleri ekibine katarak Kuzey Amerika’da bu santraller üzerine çalışmıştır. Tesla’nın ekibe katılışı ise 1888 yılına denk gelmektedir.
Ufak bir örnek olarak 1893 yılında kurulan Redlands Güç Santrali verilebilir. Santralde kullanılan jeneratör 3 fazlı bir AC jeneratörüdür. Bu santrali tasarlayanlar arasında Elihu Thomson, Almirian Decker ve Louis Bell bulunmaktadır. Avrupa’daki ilk AC jeneratörü ile çalışan hidrosantral ise 1891 yılında Franfurt’ta inşa edilen, yine 3 fazlı bir AC jeneratörü kullanan santraldir.
Dahası, AC jeneratörleri ile ilgili bazı kilit sorunları ilk fark eden ve çözmeye çalışan da Tesla değildir. Örneğin, Charles P. Steinmetz, Tesla’dan çok önce jeneratörlerdeki histerez (hysteresis, gecikme) sorununu fark etmiş ve teorik fizik hesaplamalarını pratiğe dönüştürerek bu sorunu çözmüştür.
Mit-10: Tesla, elektriği ücretsiz olarak insanlığın hizmetine sunacak teknolojileri geliştirdi.
Bu, belki de Tesla ile ilgili en abartılı, en akıl almaz mitlerden birisidir. İlk olarak, santraller kullanılarak (yenilenebilir veya yenilenemez) doğal kaynakların kullanımı sonucunda, maaşlarını ödemek zorunda oldukları binlerce çalışanı bünyesinde barındıran firmaların elektriği herhangi bir zaman dilimin «ücretsiz» olarak dağıtacaklarını düşünmek ne yazık ki hayalperestliktir. Tesla, elektriği kısa mesafede kablosuz olarak iletmeyi keşfetti; onu ücretsiz kılmayı değil. Kozmik Anafor’un Tesla ile ilgili oldukça aydınlatıcı şu yazısında da belirttiği gibi, bir şeyin «kablosuz» olması, onun «ücretsiz» olacağı anlamına gelmez (örnekler: cep telefonuyla iletişim, kablosuz internet, vs.). Gerçekçi bir felsefeyle bu iddiaya bakılacak olursa, daha başından Polyannacı bir yaklaşım olduğu görülebilir. Kaynağında şişelenen suyun bile ücretsiz olmadığı bir dünyada elektriğin sırf kablosuz olduğu için ücretsiz olacağını iddia etmek saçmalıktır. Kaldı ki elektrik «sınırsız» olsaydı bile var olan küresel ekonomi-politik sistemi dahilinde bu, kaçınılmaz olarak ücretli olurdu (bkz: Güneş panelleri). Dolayısıyla «ücretsiz elektrik» hayalinden vazgeçilmesi elzemdir.
Öte yandan zaten Tesla’nın ücretsiz elektrik gibi bir başarısı zaten bulunmamaktadır. Evet, Tesla çok kısa mesafelerde elektriği kablosuz olarak iletebilmeyi başarmıştır. Ki bu, büyük bir başarıdır. Bugün bazı telefon şarj cihazları bu şekilde çalışmaktadır. Ancak bu demek değildir ki Tesla bu güç iletimini daha uzun mesafelerde başarabilmiştir. Kendisine ayrılan milyonlarca doları kullanmasına rağmen (bunun detaylarına geleceğiz) elektriği belli bir mesafenin üzerine verimli bir şekilde iletmeyi başaramamıştır.
Aslına bakacak olursanız «Tesla kulesi» veya «Tesla bobini» denen kuleleri kullanarak elektriği her yöne aktarmak mümkündür. Bunda bir sıkıntı yok. Ancak sıkıntı, bu elektriğin verimliliğine baktığınızda göze çarpmaktadır. Eğer ki Tesla’nın ürünlerini birkaç yüz metrenin ötesinde kullanmaya kalkacak olsak, ürettiğimiz elektriğin neredeyse tamamını boşa harcamış ve havaya savurmuş olurduk. Çünkü elektrik, karşısına çıkan engellere bağlı olarak gücünü yitiren bir olgudur. Hava, iyi bir yalıtkandır ve bu nedenle elektrik verimliliğini ve gücünü hızla (mesafenin karesiyle ters orantılı olarak) düşürür. Dolayısıyla her yöne rastgele elektrik savuran bir mekanizmanın, verimli elektrik iletimi için kullanılabileceğini düşünmek, temel mühendislik ve fizik bilgilerinden yoksun olmayı gerektirmektedir.
Elektriği iletmek için neden «kablo» kullandığımızı hiç düşündünüz mü? Çünkü kablolar, elektriği tek bir yönde ve en düşük seviyede kayıpla iletebilmemizi sağlamaktadır. Evet, Tesla’nın kuleleriyle sağa sola elektrik fırlatabilirsiniz, belki birkaç cihazı çalıştırabilirsiniz (bkz: kablosuz şarj aletleri). Ancak bunu yaparken kullandığınız elektriğin verimliliği o kadar düşük olur ki, yapmaya çalıştığınız şey sadece «havalı» gözükür, belli bir seviyenin ötesinde işlevsel olamaz. En azından Tesla’nın bu sorunla ilgili herhangi bir çözümü bulunmamaktaydı ve günümüzdeki kolektif mühendislik bilgilerimiz çerçevesinde de bu sorunu nasıl çözeceğimizi ne yazık ki bilmiyoruz. Bu konuda daha detaylı bir yazımızı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
Mit-11: Wardenclyffe Kulesi Fiyaskosu, aslında büyük bir başarıydı.
Hayır, değildi. Tesla’nın en büyük hayali, aynı zamanda kendisinin en büyük başarısızlığıydı. Ancak Tesla öylesine inatçı bir kişiliğe sahipti ki, başarısızlığı asla kabullenmedi. İnşa edeceği «Wardenclyffe Kulesi» isimli devasa kule aracılığıyla, akıl almaz miktardaki elektriği, inanılmaz uzak mesafelere iletebileceğini düşündü. Araştırması için günümüzün parasıyla 30 milyon dolar talep etti. J.P. Morgan, projeyi denemek için ona 4 milyon dolar verdi. Ancak Tesla’ya güvenmediği için, patent gelirlerinin bir kısmından pay talep etti.
Tesla hemen işe koyuldu. Önce arazi satın aldı, sonra işçiler tuttu. Sonrasında, yerden onlarca metre yükseğe ulaşan 16 çelik direk sütun satın aldı. Projesinde Dünya’nın kendisini iletken olarak kullanmayı düşünüyordu. Böylece çelik sütunlar, Dünya’ya gömülecek ve gücünü ondan alacaktı.
Her ne kadar Tesla fanatikleri, Tesla’nın «yeterli parası olmadığı için» başarısız olduğunu iddia etse de, gerçekte Tesla başvurusundaki her bir parçayı kullanarak, tam da hayalindeki kuleyi inşa etmeyi başardı. Yani iddia edilenlerin aksine Tesla, gerçekten de bir iletici üretti ve bu iletici, hayalindekinden farklı değildi. Ancak «ufak» bir problem vardı: Kule, çalışmadı. Bu kadar basit. Çalışmadı! Tesla, Morgan’dan daha fazla para talep etti, çünkü bu parayla kulesini «tamir edebileceğini» düşünüyordu. Ancak talepleri inandırıcı değildi, çünkü Tesla, neyin bozuk olduğunu bile bilmiyordu.
Günümüzdeki bilim insanları Wardenclyffe Kulesi’ni incelediklerinde, Tesla’yla ilgili cevaptan çok soruya ulaştılar. Daha en başından Tesla’nın tasarımları, hayal ettiği sonuçları verebilecek mühendislik tasarımlarına sahip değildi! Yani Tesla’nın yaptığı kule çalışacak olsaydı bile, Tesla’nın elde edeceğini sandığı sonuçları vermezdi. Tesla’nın ürettiği kule öylesine tuhaftı ki, patentleri arasından hangisini test ettiği bile belli değildi. Örneğin bir patentinde Dünya’nın iyonosfer tabakasını kullanarak elektriği uzak mesafelere iletmek gibi bir fikir vardı; ancak kulenin tasarımı bunu mümkün kılmıyordu.
Eğer bugün neden Wardenclyffe Kulesi gibi bir kule üretip de elektriği Dünya’nın öteki tarafına iletmiyoruz diye merak ediyorsanız… Bunun nedeni «Tesla’yı anlamayışımız» ya da «FBI’ın tüm belgelere el koyması» ya da «Tesla’nın muazzamlığı» falan değil. Bunun nedeni, Tesla’nın kulesinin hiçbir işe yaramıyor oluşu. Tesla, başarısız oldu. Bu kadar. Gizem yok, esrar yok, komplo yok. Başarısızlık var. İstediğiniz fantezileri kurabilirsiniz. Ancak bu fantezileri ispatlayana kadar Tesla fanatizmi hiç kimseye herhangi bir fayda getirmeyecektir. Gerçeği açığa çıkarmayacaktır.
550xaMit-12: Tesla’ya aslında Nobel Ödülü verilecekti ama Edison ile paylaşması gerektiği için almadı.
Tesla-Edison mücadelesinin anlamsız yerlere ulaştığı noktalardan birisi «Nobel Ödülü» meselesidir. The New York Times gibi meşhur gazetelerde de kendisine yer bulmuş olan iddia, Tesla ve Edison’a ortak bir Nobel Ödülü teklifinde bulunulduğu; ancak ikilinin ödülü paylaşmak istemiyor oluşundan ötürü ödülün bir başkasına verildiği yönündedir. Hatta Tesla fanatikleri öylesine gözü dönmüş bir şekilde Edison’dan nefret etmektedir ki, Edison’ın bu teklifi sırf Tesla ödülü almasın diye baltaladığını ileri sürmektedirler. İşin bu kısımları tamamen yalandır. Buna dair hiçbir belge yoktur.
Nobel Komitesi, söz konusu iddilar ortaya çıktığında ödülü kime vereceklerini çoktan belirlediklerini söylemişlerdir. Zaten yaptıkları net açıklamada, sırf birileri ödülü istemiyor diye, ödülün o kişiye verilmesinden (almasalar bile) asla vazgeçmeyeceklerini söylemişlerdir. Ödülü almayabilirsiniz; ancak ödül yine de size verilmiştir. Nobel Komitesi’nin bu iddialara verdiği tepki, oldukça nettir:
«Bir kişinin sırf ödülü istemediği için Nobel Ödülü’ne layık görülmeyeceği ile ilgili herhangi bir iddia saçmalıktır. Ödüle layık görülen kişi, ancak ödülü kazandığı tüm Dünya’ya ilan edildikten sonra ödülü reddedebilir.»
Zaten Edison da, Tesla da böyle bir ödülün kendilerine verileceği iddiasını yalanlamıştır. İki isim de Nobel’i hak edebilecek çalışmalara imza attılarsa da, ikisi de ömürleri boyunca hiçbir Nobel Ödülü’ne layık görülmemiştir. 1915 yılında Edison’a Nobel Ödülü verilmesi konusu gündeme gelmiştir. Edison, 38 oydan 1’ini alabilmiştir. 1937 yılında ise aynı ödülü Tesla’ya verme konusu gündeme gelmiştir. Tesadüfe bakın ki, Tesla da 38 oydan sadece 1’ini alabilmiştir.
Mit-13: Tesla bir deprem makinası yapmıştı.
Hayır, yapmamıştı. Tesla’nın bir çeşit rezonans makinası üreterek yapay depremler yaratabildiği sıklıkla ileri sürülen iddialar arasındadır. Tabii ki, söylemeye gerek yok, bu belgelere «FBI tarafından el konulmuştur; dolayısıyla elimizde buna dair güvenilir hiçbir belge yoktur». Tipik bir komplo teorisi… Ancak komplo teorisyenleri her zaman bu kadar sıkıcı değildir. İddianın bir versiyonunda Tesla, ürettiği makinanın kendisini öldürecek olmasından öylesine korkmuştur ki, bir çekiç kullanarak ürettiği makinayı parçalamıştır. Evet…
Tesla’nın tuhaf kişiliği ne yazık ki burada da karşımıza çıkmaktadır. İddiasına göre «üretebileceği ama üzerinde hiç çalışmadığı bir makina, Dünya’yı bir elma gibi ikiye bölecek güce» sahipti. Muhtemelen böyle bir makina asla üretilemeyecek. Öte yandan Wardenclyffe Kulesi’nde yaptığı bazı çalışmalar sırasında titreşimler yaratıldığına dair bazı anlatımlar bulunmaktadır. Büyük bir makinanın çalışması sırasında bu tür fiziksel titreşimler oldukça beklendiktir. Bunun gizli ya da özel bir tarafı bulunmamaktadır; ancak yine de bu titreşimlere dair bile güvenilir kaynaklar bulunmamaktadır.
Mythbusters bir keresinde Tesla’nın çılgın makinasını test etmiştir. En azından böyle bir makinanın mümkün olup olmadığını görmek için… Sonuç? Evet, güçlü titreşimler yaratan bir makina üretmek mümkün. Ancak bu titreşimlerin herhangi birisine ya da bir şeye zarar vermesi ya da depremle kıyaslanabilir etkiler yaratması… İmkansız.
Belirsizlikler
Belirsizlik-1: Tesla’nın fotografik hafızası vardır.
«Fotografik hafıza» diye bir şeyin var olduğu bile henüz kesin değildir. Bilim insanları bu alanda çalışmalarını sürdürmektedir. Ve evet, eğer ki böyle bir şey varsa, Tesla’nın bunlardan bir tanesi olması olasıdır. Son derece zeki ve parlak biri olarak Tesla’nın hafızası sadece «sıradışı» da olabilir. Zira «fotografik hafıza» iddiası, «görülen her şeyin kusursuz olarak, tıpkı bir fotoğraf gibi hatırlanabilmesi» demektir. Tesla bu konuda hiçbir zaman test edilmemiştir ve elimizde yeterince güvenli kanıtlar bulunmamaktadır.
Fotografik olmayıp da ona yakın olan hafıza türüne «eidetic (fotoğrafsı) hafıza» denmektedir. Tesla’nın böyle bir hafızası olması daha muhtemeldir. Bu kişiler kusursuz bir şekilde tüm detayları ve her gördüklerini hatırlayamazlar; ancak ortalamanın çok üzerindedirler. Bir sorun, bu kişilerin genellikle not tutmaya ihtiyacı olmamasıdır; çünkü her şeyi hatırlayabilirler. Lakin Tesla’nın üzerinde çalıştığı işlerle ilgili sayısız ve çok detaylı notları bulunmaktadır.
Bu konuda kesin bir yargıya varıp da «mit» demek, diğerleri kadar kolay değildir. Ancak konu hakkında büyük soru işaretleri olduğu kesindir.
Belirsizlik-2: Tesla para konusunda çok kötüydü. Hep fakir bir hayat sürdü.
Tesla’nın parayla olan ilişkisi oldukça karmaşıktır. Eğer ki patentlerinin bazılarını Edison’a kaptırmasaydı ve kendisinin sahip olduklarını daha iyi koruyabilseydi, maddi durumu muhtemelen daha iyi olacaktı. Daha önce de dediğimiz gibi, Tesla’nın Edison ve diğerleri gibi bir «iş adamı» olmadığı kesindir.
Şöyle bir sıkıntı var: Tesla para sahibi olsa bile bunu kontrol etmek konusunda epey kötüydü. Dolayısıyla ola ki yaptığı işlerden milyon dolarlar kazanacak olsaydı da, tüm parasını kaybetmesi oldukça muhtemeldir. Çünkü her zaman en lüks otellerde kaldı, parasının tümünü aşırı hayalperest (ancak geleceğe yön verme olasılığı bulunan) projelere umursamadan yatırdı. Bazıları bunu «kahramanca» görse de, birçokları için bu tutum «savruk» gözükebilir. Tesla, realiteden oldukça kopuk bir hayat yaşadı. Bu nedenle para yönetiminde de oldukça kötüydü. Arkadaşlarından ve firmalardan borç aldı; ancak aldığı paraları borçlarını kapatmak için değil, lüks yaşantısını sürdürmek için kullandı.
990_unnamedjpgBelirsizlik-3: Tesla, güvenilir bir bilim insanıydı.
Yazımızın başında Tesla’nın «Marslılar ile iletişimi»nden söz etmiştik. Ancak bu, Tesla’nın güvenilirliğini sorgulamamız konusunda tek ipucu değildir. Bir gün parkta arkadaşıyla yürürken yere kapaklanmış ve nöbet benzeri kasılmalar yaşamıştır. Sonradan anlaşılmıştır ki bunun sebebi yeterli uyku almıyor oluşudur. Ancak asıl sorun o değil. Asıl sorun, bu nöbetler sonrasında «tuhaf görüntüler gördüğünü» iddia etmesidir. Daha da ileri gitmekten geri durmamıştır: Nöbet geçirdiği sırada «AC motorun eksiksiz bir çiziminin gözünde canlandığını» iddia etmiştir. Adeta vahiy gelmiş gibi… Lakin Tesla’nın bu nöbeti geçirdiği günden önceki 6 sene boyunca AC motor üzerinde çalıştığı düşünülecek olursa, gözünün önüne böyle bir çizimin gelmesi çok da şaşırtıcı değildir. Tabii, böyle bir görüntüyü gerçekten gördüğünü varsayarsak…
Yaşamının ilerleyen dönemlerinde bir diğer «vahiy nöbeti» daha geçirmiştir. Saplantı düzeyinde sevdiği güvercinlerini bir gece yalnız başına beslerken, «diğerlerinden özellikle parlak bir beyazlığa sahip olan bir tanesinin kendisine ekstra bir şefkat gösterdiğini» fark etmiştir. Bu sırada birden gözü önünde 2 büyük ışık patlaması olmuş ve bu ışıklar onunla iletişime geçmiştir. Bu ışıklar kendisine «işinin artık bittiğini ve yakın zamanda öleceğini» söylemiştir.
Evet… Tabii…
Tüm bunları Tesla’nın aşırı çalışma saplantısına ve uykusuzluğuna bağlamak oldukça kolaydır. Çoğu gece yatağa sabaha karşı 5’te gittiği ve sadece 2 saat uykuyla yeni güne başladığı bilinmektedir. Yılda sadece 1 defa 5 saat uyuduğuna dair notlar bulunmaktadır. Gün boyunca her zaman işi hakkında düşünmektedir. Bunlar, bir «işkolik» için oldukça olağandır. Tesla’yı büyük bir bilim insanı yapan, bu yorulmak bilmez çalışmalarıdır. Ancak ne yazık ki bu abartılı çalışmalar, akıl sağlığını olumsuz etkilemiştir.
Belirsizlik-4: Tesla, radyonun ve radyo kontrolünün mucididir.
Bu konu birazcık mit, birazcık belirsizlik karışımıdır. Tesla’nın gerçekten katkı sağladığı alanların başında radyo iletişim teknolojileri gelmektedir. Bu konuda herhangi bir mit yoktur. Bu konudaki mitler, kimin «radyonun babası» ve «radyo kontrolün babası» olduğu çerçevesinde dönmektedir. Biraz netleştirmeye çalışalım:
Radyonun mucidi uzun yıllardır Guglielmo Marconi olarak bilinmektedir. Ancak son birkaç on yıldır Tesla fanatiklerinin önderliğinde, kredinin Tesla’ya gitmesi gerektiği yönünde bir kampanya bulunmaktadır. Bunun sebebi, Marconi’nin radyoyu icadı sırasında Tesla’ya ait 17 farklı patentten faydalanmış olmasıdır.
Tesla, kablosuz güç iletimi konusundaki çalışmalarıyla radyo iletişim teknolojilerine büyük bir katkı sağladı. 1898 yılında Madison Square Garden’da düzenlenen Elektrik Fuarı’nda dönemin teknolojisinin ötesine geçerek ilk «radyo kontrollü oyuncak tekneyi» çalıştırmayı başardı. Hatta gösterisine ufak bir «şov» etkileyerek geminin aslında «sesli komutlara uyduğunu» iddia etti (bir robot gibi). Halbuki uzaktan kumanda ile, söylediklerine uygun olarak botu kontrol ediyordu (kimileri bunu yalancılık olarak görse de, detaylarına burada girmeyeceğiz, bizce çok önemli değil). Bunlar, Tesla’nın radyo dalgalarını iletim konusunda ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Ancak radyo kontrollü bot konusunda iki sıkıntı bulunmaktadır: İlki, botu kendi başına değil, radyo kontrollü araçların babası olarak bilinen John Hays Hammond ile birlikte geliştirmiştir; dolayısıyla Tesla’nın radyo kontrolünün babası olmadığı nettir. Hammond, daha 12 yaşında radyo kontrollü araçlar üretmeyi başararak Thomas Edison’ın yanında çalışmaya layık görülen müthiş bir zekadır (ne yazık ki adı sanı bilinmez). Tabii Tesla ile Hammond arasındaki iletişim ve fikir alışverişi karşılıklıdır; ikisi de birbirinden çok şey öğrenmiştir. Konuyla ilgili ikinci sıkıntı ise, radyo kontrolünü başarmanın, bugün «radyo» olarak bildiğimiz iletişim aracıyla doğrudan bir alakası olmamasıdır.
Radyo patenti konusunun da biri Tesla’ya yarayan, diğeri Marconi’ye yarayan iki açısı bulunmaktadır: İlki, işin uygulama boyutu… Bilimde de, her şeyde olduğu gibi bazı kurallar ve yönergeler vardır. Bir patentin alınabilmesi için fikir yeterli değildir; çalışan bir modelin üretilebilmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Marconi, işe yarar ve çalışır bir radyoyu ilk üreten isim olarak genellikle radyonun mucidi olarak kabul edilir. Ancak Marconi’nin Tesla’nın omuzlarında yükseldiği barizdir. Örneğin Marconi’nin ürettiği ilk radyo sadece bir gölün bir ucundan diğer ucuna veri iletebilirken, Tesla bobini kullanmaya başlaması sonucu İngiliz Kanalı’nı aşan dalgalar göndermeyi başarmıştır. Ayrıca Tesla’nın bazı ön çalışmaları ve patentleri neden gösterilerek 1943 yılında Marconi’nin radyoyla ilgili 4 patenti iptal edildi. Fakat tüm bunlar, Tesla’ya «radyonun mucidi» unvanını en azından tek başına getirmemektedir; çünkü radyonun bildiğimiz anlamıyla çalışabilmesini ve uzun menzillere ulaşabilmesini sağlayan Marconi’dir. Fakat bunu yaparken Tesla’nın tasarımlarından fazlasıyla faydalanmıştır. Bu nedenle bize kalırsa «radyonun mucidi» unvanı Marconi ile Tesla arasında paylaşılmalıdır.
Konuyu karışıtran ikinci açısı ise resmiyettir. Marconi ile Tesla arasında çok tuhaf olaylar yaşanmıştır. Marconi, 1896 yılında ilk kablosuz telegraf (radyo) patentini İngiltere’de almıştır (ABD’de değil). Tesla 1897 yılında temel radyo uygulamalarının patentine ABD’de başvurmuştur. 1900 yılında bu patentleri almıştır. Dolayısıyla Marconi, ABD’de aynı patente başvurduğunda, başvurusu reddedilmiştir. Marconi, sonraki 3 sene boyunca tasarımlarını sürekli geliştirmiş; ancak bir türlü Tesla bariyerini aşamamıştır (Patent Ofisi her seferinde Tesla’ya öncelik tanımıştır; hatta 1903 yılında Marconi’yi Tesla’nın ürünlerini anlamadığı için «absürt olmakla» suçlayan bir açıklamada bulunmuştur). Ancak 1900’lü yılların başında Marconi’nin firmasının stok marketlerinde hızla güç kazanmaya başlaması, rüzgarı tersine çevirmiştir. Stok değeri 3 dolardan 22 dolara çıkan firmaya Thomas Edison ve Andrew Carnegie gibi devler maddi yatırımda bulunmuştur. Bu maddi desteği akıllıca kullanan Marconi, 1901 yılında Atlantik Okyanusu’nu aşan ilk radyo dalgasını göndermeyi başarmıştır. Tesla, Marconi’nin bu atılımlarıyla ilgili şu yorumu yapmıştır:
«Marconi iyi bir dost. Bırakın yapsın. Ne de olsa benim 17 patentimi kullanıyor.»
Bu güven, Tesla’nın radyo konusunda sonunu getirmiştir. 1904 yılında Patent Ofisi kararını değiştirerek radyonun mucidi olarak Marconi’yi tanımıştır. Marconi, 1911 yılında Nobel Ödülü’ne layık görülmüştür.
Madem Tesla 17 patentle radyoya katkı sağladı, neden kendisi radyoyu Marconi gibi kesin ve net bir başarıyla üretemedi? Çünkü Tesla, elektromanyetik dalgaların nasıl çalıştığını tam olarak anlayamamıştı. Üstelik, tuhaf bir karaktere sahipti. Bir alanda çalışıyorsa, en üstün kişinin kendisi olduğuna inanma gibi bir saplantısı vardı. Öyle ki, Marconi Atlantik Okyanusu’nu aşan radyo dalgaları göndermeyi başarırken Tesla, kendisinin konuya aşırı hakim olmasından ötürü deney yapmaya ihtiyacı olmadığını söylemekteydi. Gerçeklikten öylesine kopuktu ki elektromanyetik dalgaların ışıktan hızlı olduğuna inanıyordu. Bunun doğru olmadığını bugün biliyoruz.
Peki Ne Yaptı Bu Tesla? Hiçbir Şeyi Mi Doğru Değil?
Elbette doğru. Ne dedik? Tesla önemli bir bilim insanıydı. Buna şüphe yok. Ancak abartılığı konumda değildi. Bizim söylemek istediğimiz sadece bu. Yukarıda «mit» ve «belirsizlik» olarak saydığımız alanlara çalışmalarıyla katkı sağladığı bir gerçektir. Ancak çalıştığı her alanda, o alanın «babası», «öncülü», «ilki» olduğunun iddiası ve yaptıklarının abartılması bizim için büyük bir sorun. Tabii bir de gerçek olmadan ona atfedilenler var — ki bunlara yukarıda değindik.
Gelin Tesla’nın gerçekte neleri başardığına bakalım:
•Elektrik Gücü: Kendisine atfedilen birçok «ilk»in sahibi olmasa da, var olan sistemler üzerinde birçok önemli geliştirmeyi yaparak günümüzdeki modern alternatif elektrik akımı kullanımına önemli katkılar sağlamıştır. Yani elektrikle ilgili her şeyimizi olmasa da, alternatif akımın önemli bir bölümünü Tesla’ya ve çalışmalarına borçluyuz.
•Radyo: Daha önceden de sözünü ettiğimiz gibi, radyonun mucitliğini Marconi ile paylaşmak zorunda olsa da, onun bu icadı yapmasını mümkün kılan hemen her şeyi Tesla geliştirmiştir. Bunlar arasında yüksek frekanslı jeneratörler, eşlenmiş devreler, döner seri kıvılcım boşlukları, yağla insüle edilmiş transformatörler gibi önemli teknolojiler bulunmaktadır.
•Yüksek Frekanslı Endüksiyon Fırınları ve Isıtma: Yine Tesla’ya ait olan bir fikir; ancak bir başkası tarafından hayata geçirilmiş bir ürün… Dr. Edwin Northrup, Dünya’nın ilk işlevsel endüksiyon fırınıyla ısıtma sağladığında, icadında Tesla’nın eski fikirlerini kullandığını belirtmiştir. Dolayısıyla Tesla’nın buna katkıları önemlidir.
•Elektro-Terapatikler: Günümüzde «Tesla akımı» olarak da bilinen yüksek voltajlı, yüksek frekanslı akımları üreten bir makinayı Tesla üretmiştir. Sanılanın aksine, çok yüksek voltajın insan vücudundan güvenle geçebileceğini ispatlamıştır. Bunun güvenliği için yapılması gereken tek şeyin yüksek frekans uygulamak olduğunu göstermiştir. Bu sayede Tesla’nın aparatı, günümüzde halen fizyoloji çalışmalarında kullanılan önemli bir ürün haline gelmiştir.
•Neon ve Florasan Lambalar: Yukarıda söylediğimiz gibi, sahanın «babası» Tesla olmasa da, gerek teorik olarak, gerekse de pratik olarak kablosuz yanabilen ışıklar konusunda Tesla’nın yaptıkları azımsanamaz. Uranyum cam veya fosfor kaplamalar kullanarak neon ve florasan lambaların verimliliğini arttırmayı başardı. Aydınlatılacak olan odanın ihtiyaçlarına göre şekil verilebilir lambalar üreterek, sahada bir öncü oldu.
•Mekanik Güç: Günümüzde en iyi arabalarda kullanılan hız ölçerler içerisindeki bazı aparatlar, Tesla tarafından tasarlanmıştır. Tesla, sürtünmeyi kullanarak hız ölçer içerisindeki bazı elemanları birbiriyle ilişkilendirmeyi başarmıştı.
•Yapay Yıldırımlar: Ne işe yarayacağıyla ilgili kimsenin pek bir fikri olmasa da Tesla, yer yer 30 metreye ulaşabilen yapay yıldırım demetleri üretmeyi başarmıştı. Belki bunlar ileride bazı deneylerde kullanılabilir. Şimdilik pek bir kullanım alanı yok.
•Senkronize Elektrik Saatleri: Dünya’nın dört bir yanında aynı anda çalışan ve tamamen aynı hızla ilerleyen, senkronize saatleri ilk geliştiren Tesla’dır. Fikri 1916 yılına kadar kullanıma sokulmadıysa da, merkezi ABD’de olan senkronize saatlerin çalışabileceğini 1893 yılında ispatlamıştır.
•Radar: Yukarıda dediğimiz gibi radarın babası Tesla olmasa da, bu konuda bazı fikirlerini kağıda dökmüştür. Marconi, Tesla’nınkinden daha az detaylı radar tanımlamaları yapsa da, radarla ilgili daha büyük bir isme sahip olmuştur.
•Kopyalama: Uzaktan veri iletimi sonucu bir bilginin kopyalanabileceğini ilk gösteren Tesla olmuştur. Günümüz printerlarına benzer bir mekanizmayı ilk defa Tesla üretmiştir.
•Radyo-TV Yayıncılığı: O zamanlar televizyon olmasa da, ses ve görüntünün uzun mesafelerde iletilebileceğine dair ilk çalışmaları Tesla yapmıştır. Ancak Tesla, buna dair hiçbir işlevsel ürün üretememiştir. Bu nedenle birçok krediyi kaybetmektedir.
Tesla’nın fikirsel olarak günümüz bilim ve teknolojisine kattıkları, fiziksel olarak kattıklarından belki daha fazladır. Biz, bunun daha önemsiz ya da önemli olduğunu yargılayacak kurum değiliz. Ancak şunu söyleyebiliriz ki, Tesla’nın yaptıkları abartıldığı kadar baş döndürücü olmasa da, kendisinin geleceğe yönelik isabetli tahmin ve öngörüleri olduğu barizdir.
860Tesla’nın Çekilen Son Fotoğrafı (1943)
Sonuç
Sırp asıllı Amerikalı fizikçi, mucit, elektrik mühendisi, makina mühendisi ve fütürist Nikola Tesla, kuşkusuz 20. yüzyıla damgasını vurmuş önemli bilim insanlarından birisidir. Özellikle alternatif akıma (AC) yaptığı katkılarla bilinmektedir. Ancak Nikola Tesla’yı meşhur yapan bir diğer özellik daha vardır: Ona bir tanrıymışçasına tapan modern bilim fanatikleri ve bu fanatiklerin hiçbir bilimsel temele dayanmaksızın, çoğunlukla komplo teorilerine dayalı, abartılı Tesla sevdaları ve iddiaları…
Göreceksiniz, bu makelemize gelecek tepkiler bile, Newton, Turing, Euler gibi çağ değiştiren binlerce bilim insanından hiçbiri için göremeyeceğiniz kadar büyük bir Tesla fanatizmini tetikleyecektir. Çünkü bu, «ana akım»dır. Tesla’yı gerçekten tarafsız olarak masaya yatırmak ve başarılarını, ürünlerini, ona atfedilen ünü incelemek adeta «Teslaizm dışıdır ve cezası ölümdür». Tabii ki Evrim Ağacı olarak bundan korkacak değiliz. Dahası, ne yazık ki Tesla ile ilgili fikir ve bilgilerin çoğu YouTube kaynaklı «gizemli ve esrarlı» videolara, The Prestige gibi abartılı (ama bizce son derece eğlenceli ve heyecanlı) filmlere, History Channel gibi bol saçmalıklı «belgesel» kanallarının tuhaf iddialarına dayanmaktadır. Bunların yayılması sadece bilimsel gerçeklik açısından değil, Nikola Tesla’nın şanı açısından da son derece tehlikelidir. Bu nedenle bu yazıyı kaleme almak istedik. Bize kalırsa, bilim tarihinin kayıtlarının Türkiye yazınında da doğru ve isabetli bir şekilde tutulması en üst seviyede önemlidir. Bunu sağlamak da bize düşmektedir. Dahası, bunu şimdi biz yapmazsak, bundan birkaç yıl sonra bilim cemiyeti imzalı metinlerle ve basın açıklamalarıyla er ya da geç dünyaya ilan edecektir. İşte o zaman Tesla’nın adı gerçekten kirlenmiş olacaktır. Ve bunun suçlusu Tesla değil, anlamsız ve gereksiz Tesla fanatikleridir.
Kimileri Tesla’nın hikayesinin bir yerde kişisel bir başarısızlık hikayesi olduğunu düşünmektedir. Zira bir bilim insanının tek görevi keşif ve icatlarda bulunmak değil, onu halka ulaştırabilecek ve işlevsel hale getirebilecek yolları da açmaktır. Sosyal beceriler konusunda pek bir başarıya sahip olmayan Tesla, bu konuda büyük sıkıntılar çekmiştir. Ancak elbette ki bir insanı sosyal beceriler konusundaki eksikliğiyle yargılamak, biraz aşırıya kaçmak olacaktır. Fakat şu da bilinmelidir ki, tarihteki en başarılı bilim insanları koşullar ve şartlara bağlı olarak doğru pozisyonlarda kalmayı başaran ve insanları yönlendirmeyi bilerek hedeflerine ulaşabilen insanlar olmuşlardır. Tesla, bu konuda en az kendisi gibi çalışkan ve zeki olan; ancak aynı zamanda insan ilişkilerinde de en azından ortalamanın üzerinde olan meslektaşlarının fazlasıyla gerisinde kalmıştır. Bu ona bilimsel arenada ün kazanacağı yerde halk içerisinde gerek duygusal, gerek ideolojik, kimi zamansa entelektüel nedenlerle fanatizm boyutlarına varan Tesla hayranları kazandırmıştır. Bu kötü bir şey asla değildir; ancak böyle bir gerçeğin göz ardı edilmesi de imkansızdır. Hiçbir suçu olmamasına rağmen devlet eliyle 42 yaşında katledilen, 21. yüzyılın en büyük dehaları arasında yer alan, hakkı en Tesla kadar hatta belki ondan bile fazla yenen, bilgisayarların babası, Yapay Zeka’nın fikir babası, bilime sayısız katkılarda bulunmuş Alan Turing ile ilgili böyle bir fanatizmin milyarda birinin olmaması, Tesla’yla ilgili tuhaf fanatizmi anlamayı güçleştirmektedir. Tesla’yla ilgili bu koyu fanatizm, büyük oranda kendisi hakkında bilgi sahibi olmadan fikir üretmeye çalışmaktan, bir miktar «ana akıma» kapılmanın kolaylığı ve heyecanından, bir miktar da şahsi duygular, ideolojiler ve saplantılardan kaynaklanıyor olmalıdır. Zira Tesla ile ilgili tarafsız bir araştırma yapan herkes, birçok konuda hakkındaki iddiaların tamamen asılsız, hatalı, eksik veya yanlış olduğunu görecektir.
Bunu yaparken, söz konusu abartılı iddiaların sahiplerinin düştükleri hatayı da anlıyoruz. Yukarıda değindiğimiz gibi, «duygusal» bazı sebeplerin olmasının yanı sıra, ayrıca 19. yüzyılın teknoloji patlaması sırasında gerçekten de, tabiri uygunsa «herkesin eli herkesin cebine girmiştir». Gerek maddi olarak, gerekse de rekabet bakımından herkes birbiriyle yarış halindeydi. Günümüz teknoloji yarışında da bunu görebiliyoruz; ancak artık insanlar öylesine özelleşmiş sahalarda çalışıyorlar ki, bu alanlardaki çakışmaların sayısı, geçmiştekine nazaran çok daha az. Dolayısıyla, makalemiz içerisinde de belirttiğimiz gibi, Tesla’ya atfedilen (veya bizim çürüttüğümüz) bazı başarıların «gerçek hikayesine» ulaşmak ne yazık ki hiçbir zaman mümkün olmayabilir.
Kimi zaman teknolojik icatların «ilk»lerini tespit etmek zor olabilir. Çok fazla kişi aynı ürün üzerinde çalışıyordur, her biri farklı açılardan yaklaşıyordur, her biri aynı hedefe farklı biçimlerde ulaşmış olabilir ve sadece 1 kişiye patent verilmektedir. Patentler bu nedenle de önemlidir; ancak işte… Tarihi de karıştırabilmektedirler. Hele ki günümüzdeki abartılı rekabet ortamı düşünülecek olursa. Ancak temel tanımlar üzerinden gidecek olursak, bir şeyin «mucidinin» onu fiziksel olarak ilk üreten olduğunu anlamamız gerekmektedir. Bir şeyin «fikir babası» ise, o şeyle ilgili teorik fikirleri ilk olarak ileri süren kişidir. Tesla için bu genel geçer tanımları eğip bükemeyiz. Tesla, o kadar özel bir insan değildir. Sizler de (ve tabii ki bizler de), Tesla için tanımları eğip bükerken hakkını yediğiniz diğer onlarca bilim insanı, mühendis ve girişimcinin hakkını ödeyebilecek konumda değilsiniz. Tesla’ya atfedilen «ilk mucit» ve «fikir babası» iddialarının büyük bir kısmında sıkıntılar vardır. Bunlarla ilgili iddialar sadece asılsız olmakla kalmamaktadır, popüler kültürde her geçen yıl daha da abartılı, daha da gerçek dışı, daha da anormal bir biçimde Tesla fanatizmini büyütmekte kullanılmaktadır. Bu makalemiz, büyük oranda bu yanlış iddiaları temizlemek ile ilgili olacaktır. Aslında Tesla, bu iddiaların odağında olan teknolojiler üzerine gerçekten de çalışmıştır. Hatta bu sahalarda çok kıymetli ürünler de vermiştir. Ancak çoğu zaman alanının «ilki» ya da «en büyüğü» olmamıştır. Makalemizde sıklıkla gördüğünüz de bu olmuştur. Tesla, bir şeylerin «ilki» olmayabilir; ancak onlara katkılar sağlamıştır. Bu da onu önemli kılmaya yetmektedir.
Fakat ne olursa olsun, Tesla’yla ilgili birçok iddianın fanatikleri tarafından abartılı bir şekilde anlatıldığı aşikardır. Evet, Tesla yukarıda «mit» olarak sayılan alanlara büyük-küçük birçok katkıda bulunmuştur. Ancak Tesla’yı «yalnız mucit» olarak addetmek, ilgi duyduğu alanlarda «tek» ve «en büyük» olduğunu iddia etmek büyük bir hatadır. Sadece tarihsel bir hata değildir, aynı zamanda başka birçok insanın emeğini çalmak demektir.
Tesla, gerçeklikten oldukça kopuk bir hayat yaşadı. Toplumun normlarını hiçbir zaman kabullenmedi. Parayla ve tanıtımlarla arası hiç iyi değildi, bu da başarılarının baş aşağı gitmesine neden oldu. Bazıları tüm bu yaptıklarını «kahramanca» görebilir. Günümüzden bakarak geçmişi yargılamak çok kolay değil. Ancak birçok farklı açıdan da bazı yaptıkları «savruk», hatta «aptalca» görülebilir. Elbette çalıştığı sahada oldukça dahi olan birini böylesine yargılamak pek mümkün değil. Fakat Tesla’nın hayatını oldukça hatalı bir şekilde yönettiği de oldukça açıktır.
Yine de bize düşen, gerçek ile hayali birbirinden ayırt ederek olabildiğince gerçekçi sonuçlara ulaşmaktır.
Tesla’nın bilim tarihindeki yeri önemlidir; ancak yaptığı hiçbir şeyi tek başına başarmamıştır ve ne yazık ki yeni akımlar nedeniyle birçok diğer bilim insanının emeği göz ardı edilmekte, birçok keşif ve icat haksız bir şekilde Tesla’ya atfedilmektedir. Bunların temizlenmesi, bilimsel gerçekliğe ulaşmanın yanı sıra Tesla ile ilgili daha gerçekçi bir algıya kavuşmamız açısından da önemlidir.
Yazan: ÇMB (Evrim Ağacı)
Not: Yazının önceki bir versiyonunda «Nikola Tesla Balonunu Patlatmak» şeklinde bir başlık kullanılmıştı. Başlık, Tesla’nın kendisinin değil, onu saran yalanların balonuna işaret etmekteydi. Yoksa hayatta olmayan birinin halen «balon gibi şişmesi» mümkün değildir; birey öldüğü için artık kendisini yüceltemez. Bunun anlaşılır olacağını ummuştuk ama yanılmışız. Gelen yapıcı eleştiriler çerçevesinde başlığı değiştirme kararı aldık. Umuyoruz bu haliyle daha anlaşılır olmuştur.

Advertisements
By Teymur Kasamanli Posted in TURKIS