Kur’anda Bizden Başka 4 Türden Daha Bahsedilmesi


52Kuzey Atacan
( Bugün Uzaylıların Varlığı Kanıtlansa Bu Dinlerin Sonu mu Olur? )
Kur’an-ı Kerim, insanlardan başka, en az dört türden bahsediyor. Bunlar melek, cin, şeytan ve ruhanilerdir. Kur’an’a göre bütün bu türler bizim dünyamızın da içinde yer aldığı evrende yaşıyorlar.Ve hatta bizim mekanlarımızı bizimle paylaşıyorlar. Ancak, yapılan izahlar ışığında, bu türlerle bizim metabolizmamız arasında bir benzerlik kurmak mümkün değildir. Bununla birlikte, bu soyut varlıkların hemen hepsinin ‘temessüt’ yani başka bir form içinde görünebilme yetenekleri vardır.
Bizim aradığımız metabolizma bakımından bize tam olarak benzemese bile bize yakın olan formlardır. Peki kutsal kitabımızda, böyle bir varlıktan söz ediliyor mu? Bunun cevabı şüphesiz “evet”tir. Kur’an-ı Kerim bu türlerin dışında bir de “Dabbe”den söz eder. Dabbe kelimesi, daha çok canlı, şuurlu ve kendi arzusuyla yer değiştirip yürüyebilen ve yeme içmeye ihtiyaç duyan varlıkları anlatır. Metabolizma açısından cinden de melekten de Seylan’dan da farklıdır. Nitekim bu kelime daha çok hayvanlar ve insanlar gibi beslenmeye ihtiyaç duyan varlıkları kapsamına alır. Dabbe’nin tariflerini de yine Kur’an’da bulabiliyoruz.
Evrende yalnız var olmak için yaratılmadık. Çok eski bazı rivayetlerde, insan neslinden önce “Nesnas” denilen bir türün, yeryüzünde yaşadığı, o dönemde, yeryüzünün gerçek sahipleri olan bu varlıkların, aynı zamanda ‘hilafet’ yani bugün insanın üstlenmiş olduğu Tanrı’ya muhatap olma vasfı makamında bulundukları belirtiliyor. Fakat bu tür, zaman içinde istikametini kaybettiği için toptan imha edilmişler ve onların yerine cin taifesi atanmıştır. Sonunda Allah, meleklere ve diğer muhatap varlıklara, insan diye bir varlık yaratacağını ve onları yeryüzüne göndereceğini deklare edince, Kur’an’ın yalın ifadesiyle ‘cin’, ‘melek’ ve ‘”şeytan” diye anılan türler, insan türünün evrendeki dengeyi bozacağını ve uzun savaşlarla birbirlerini yok edeceklerini belirterek itiraz ettiler (Bakara sûresi). Ama Allah onlara, ‘sizin bilmediklerinizi de biliyorum’ diyerek insanı yarattı ve dünyaya ‘halife’ tayin etti. Üstelik ‘melek’ dahil bütün varlıkları, Adem’e secde etmeye çağırdı.
Bu, bir tür, üstün varlığı tayin etme seremonisiydi. Şeytan bu çağrıya uymadı ve insan türüyle her alanda savaşacağını dile getirdi. Kur’an’da uzun uzun anlatılan bu ‘gaybi’ hadise, aslında aynı zamanda, insan türünün evrendeki mücadelesinde başka varlıklarla da hesaplaşmak zorunda kalacağının açık bir ifadesidir. Demek insan, sadece kendisine ‘müsahhar’ edildiği, emrine verildiği belirtilen tabiata hükmetme mücadelesiyle kalmayacak, kendi varlığını korumak için, üstün formda yaratılmış varlıklarla da mücadele etmek zorunda kalacak… Kur’an’ın açık ifadelerinden anladığımız, bu mücadelenin cin ve şeytan taifesiyle verileceği yolundadır. Üstelik bu her iki türle yaptığı mücadele ‘enfüsi’ (içsel) bir mücadeledir. Yani liyakat ve kimlik mücadelesi… Oysa Mülk sûresi, açık açık, Uzay’dan saldıracak bir türden; Uzaylılardan söz ediyor. Bunların özel kimlikler taşıyan varlıklar olduğunu Âyet metninde yer alan “men” sözcüğünden anlıyoruz.
Âyette geçen “men fi’s semai” ifadesinde “men,” “kim” sorusuna verilen cevaptır. Eğer bu Âyet gökten başımıza inecek ilahi belalar veya bir Yıldız Çarpması olsaydı, “men” yerme “ma” kelimesinin kullanılması gerekirdi. Arapça’da “men” İngilizce’deki “Who” sözcüğünün karşıtıdır… “Ma” ise “That” sözcüğünün… Demek ki, Uzay’da bizimle teke tek karşılaştırılacak varlıklar vardır ve var olmalıdır.

Advertisements
By Teymur Kasamanli Posted in TURKIS